İnsanlar Neden Evli Kalır?

İnsanlar Neden Evli Kalır?

"Dünyayı döndüren sevgidir."
W.S. Gilbert Lolanthe

Pek çok çift aşk için evlenir. Ve aşk iyi gittiğinde bir şiirdir. İlginçtir ki, aşkla ilgili sayısız cilt şiir yazılmışken, evlilikle ilgili hemen hemen hiç şiir yoktur. Oysa terapistler, nadiren aşk hakkında veya çiftlerin neden bir arada kaldığı ile ilgili düşünürler. Danışma odasının bir yanında sevgi ve kızgınlık, arzu ve bıkkınlık, dostluk ve yalnızlık yaşayan kimseleri bulurken. Odanın diğer yanında ise çözümlenmemiş acılar, dengesiz yapılar, çarpıtılmış ve işlevsiz sistemler hakkında düşünen terapisti görürüz.

Eğer çiftlerin onları neyin bir araya getirdiği, kırgınlık ve hayal kırıklığına rağmen onları nelerin bir arada tutuğuna ilişkin görüşlerini umursamazsak çiftlere yönelik etkin terapiler geliştirmeyi nasıl umut edebiliriz ki? 

Belki birçok terapist sezgisel olarak çiftleri neyin bir arada tuttuğunun bir değerlendirmesini yapabilir. Birbirlerini seven çiftlere birbirlerini sevmeyenlerden daha kolay yardım edilebileceğini düşünürüz. Keyifli bir seksin evliliği koruyacağına, uyumsuz cinsel ilişkilerin ise anlaşmazlık kaynağı olacağına inanırız. Ortak ilgileri fazla olan çiftlerin çok az ortak ilgisi olanlardan daha iyi anlaştığını düşünürüz. Ayrıca düşünceli olarak davranan, bağlılıklarında dürüst olan kişilerin tutarsız ve tepkisel davrananlardan daha iyi evlilikler yapacağına inanırız. Her ne kadar bunlar pratikteki tecrübelerimize dayansa da, yine de daha yakından sorgulamayı gerektirir. 

Bu teori yürüyen evliliklerin zengin çeşitliliğini ve başarısız olanlardaki zengin sayıdaki farklılığı anlamamızı sağlar. Ayrıca aşık olan veya uzun yıllar evli olan kişilerin arasındaki bağları değerlendirmemize yardımcı olur. Teorinin esası evlilikte çiftler arasında çeşitli bağlar olduğu önermesidir ve bu bağların her biri gelişimsel belirtiler taşır ve her biri insanlar arası ilişkilerin temel özellikleri ile bağlantılıdırlar.
 
Bu görüşe göre pek çok sağlam evlilik bu bağların her birinde değilse bile birkaçında güçlüdürler. Pek çok zayıf evlilik zayıf bağlar profili gösterir. 

Beş bağdan söz edilir:
 
1. Bağlanma / İlgi-bakım gösterme ve ilgi-bakım alma bağı; Bu bağ gelişimsel olarak ebeveyn-çocuk ilişkisinde köklenir.

2. Arkadaşlık /Ortaklık Bağı; Bu bağ çocukluktaki akran ve oyun tecrübelerinde köklenir. Genellikle aynı jenerasyonun üyeleri arasında oluşur yakınlaşma ve paylaşılan girişimleri içerir.
3. Arzu / Cinsel Aktivite Bağı; Bu bağ cinsel çekimi ve cinsel etkinlikte elde edilen doyumu içerir. Genellikle aynı kuşağın üyelerini ilgilendirir ve ergenlikte en önemli itici güç halini alır.

4. Karar / Yükümlülük Bağı; Bu bağ bir ilişkiye kafa yorarak bu ilişkiye kendini adayıp adamamak konusunda karar verme konusunda bilişsel davranışı içerir. Düşünceli olma ve yükümlülük edinme çocuklukta başlamakla birlikte, olgunlaşmanın bir göstergesi olarak kabul edilir.
 
5. Sosyal Bağlantılar Bağı: Bu bağın nereden kaynaklandığı daha az belirgin olduğu için diğerlerine göre farklılık gösterir. Bağlanma, arkadaşlık, karar/adama bağlarının bir türevi olabilir ya da tamamen bağımsız bir bağdır. Bir birey veya çiftler onlar için bir önemi çocuklar, geniş aileleri, komşuları, sosyal topluluklar ve benzeri olan diğer kişiler arasındaki ilişkiyi kapsar.

Bağlanma / İlgi-Bakım Gösterme ve İlgi-Bakım Alma Bağı

Bağlanma, ilgi-bakım gösterme ve alma evlilikte aranan özelliklerden biridir ve özellikle ebeveyn çocuk ilişkisinde görülen insani bir özelliktir.

Çiftlerin anne, babalarıyla veya kendisini büyüten diğer kişilerle ilişkileri yani ebeveyn çocuk ilişkilerinin kalitesi empatik olup olmadığı, ayrılma ve bireyselleşmeye fırsat verip vermemesi kişinin evlilikten beklentilerini etkiler.
Kişinin kendisini büyüten kişilere yakın hissetmesi, sevilen bir çocuk olması, kardeşleri ile olan ilişkileri ve kardeşlerinin anne babası ile olan ilişkilerinin kalitesi bağlanma ve bakım gösterme bağı üzerinde oldukça etkilidir.

Ayrıca ebeveynlerinin evliliğinin nasıl olduğu ve bu evliği nasıl değerlendirdikleri de bu bağın gelişiminde etkilidir. Kişinin kendisi ile ilgili sevmediği, eşinde sevmediği ve hayran olduğu şeyler bu bağda etkilidir. Evliliğin kişiyi nasıl değiştireceği ve hangi kişisel eksikleri tamamlayacağı da önemli. Eşler bu konuda bir birlerine soru sorarak ve konuşarak bağlarını güçlendirebilirler. Çift ilişkisi bireylere çocuklukta ebeveynleri ile olan biteni yeniden tecrübe etme ve geliştirme fırsatı verir. Buna kısaca “bilinç dışı kontrat” diyebiliriz. 

Arkadaşlık / Ortaklık Bağı

Belki de en az üzerinde durulan evlilik bağı arkadaşlık ve ortaklıktır. Bunlar akranlar arasındaki en önemli bağlardır. Bu şaşırtıcıdır; çünkü bu kelimeler çiftlerin birbirlerini tanımlarken en sık kullandıkları kelimelerdir. Akranları ile ilişki kurabilme, arkadaş sahibi olabilme, iyi meslektaş olabilme yeteneğinin kökleri çocuklukta çocuklar arası ilişkilerle atılır.

Günümüzde, çiftelerin çoğunluğu bir diğerinden eşiti olarak davranış beklemektedir. Bu her çağ ve her kültürde geçerli değildir. Hatta bugün bile eşlerin çoğu birinden birinin yetkisinin daha fazla olduğu alanları belirlemiştir. Bu durum ya adil bir ayarlama ya da haksız bir uygulama olarak algılanır. Çiftler eştirler ve bir çiftin her üyesinin eş ilişkisindeki kapasitesi ve tecrübeleri birbirleri ile olan ilişkilerini önemli biçimde etkiler. 

Araştırmalar erkek ve kadınların bir eşte aradıkları en önemli özelliklerin önem sırasına göre şunlar olduğunu belirlemiştir; iyi arkadaş, düşünceli olma, dürüstlük, şev katli olma, güvenilir olma, akıllılık, nezaket, anlayışlılık, sohbeti tatlı, sadık. Pek çok kişi eşini “en iyi arkadaşım” olarak tanımlar ve onula bir “ben-sen” diyaloğu kurmayı ümit eder.

Evlilik sadece arkadaşlık değildir: Evlilik aynı zamanda bir iş ortaklığıdır. Çiftin zaman, enerji ve parasına yönelik yoğun talepler nedeni ile ilgili işbirliği gerektiren bir girişimdir. Çocuklar işin içine girdiği zaman, bu talepler yoğunlaşır ve işgücü dağılımında simetrik olmayan bir durum gelişir; kadın daha çok çocuktan sorumlu olurken erkek daha çok ekonomik destek sorumluluğunu üstlenir. Çift yaşamın her görevini simetrik olarak mı yoksa birbirini tamamlayacak şekilde mi paylaşacaklarına karar vermelidirler.
 
Ortaklık bağındaki sık rastlanan bir başarısızlık finansal konuların yönetimi ile ilgilidir. Terapistler eğer para konularında didişip durmasalar birbirleri ile çok iyi anlaşabilecek çiftlerle sık karşılaşırlar. Bazı çiftler duygularını nasıl yöneteceklerini biriler ama paralarını nasıl idare edeceklerini bilemezler, bazıları da bunun tersidirler.

Akran ilişkileri hakkında bilgi edinmek çok yarar getirir. Çiftler dostluk ve ortaklıkla ilgili şu soruların cevaplarını arayabilirler:

1. Arkadaş mısınız? Eş misiniz? Hangi ilgileri paylaşıyorsunuz?
2. Birbirinize iç yaşantınızla ilgili özel detayları anlatır mısınız?
3. Ortak projelerde iyi bir iş bölümü yapar mısınız? Ev işlerinde, çocuk bakımında, seyahatlerin planlanmasında veya parasal konularda?
4. Bu görevleri nasıl bölüşürsünüz? Bu bölüşümü adil buluyor musunuz?
5. Arkadaşlarınızla olan tecrübelerinizi, en eski anılarınızdan başlayarak anlatır mısınız?
6. Okulda arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? En iyi arkadaşınız var mıydı?
7. Karşı cinsle çıkmaya nasıl başladınız? Erkek veya kız arkadaşınız var mıydı?
8. Şimdi arkadaşlarınız var mı? Ne kadar yakınlar?


Cinsellik Bağı

Çift ilişkisinde cinsellik bağının önemi çok aşikârdır. Pek çok çift için cinsel arzu onları evliliğe götüren nedenlerden biridir. Öte yanda biliyoruz ki birbirini cinsel olarak arzulayan sevgililerden pek çoğu evlenmemekte ve bazı çiftler ise cinsel arzu ilişkilerinde çok önem taşımamasına rağmen evlenmeye karar vermektedirler. Bazı çiftlerde ise arzu ve seks öyle önemli bir bağ oluşturur ki boşandıktan sonra bile cinsel ilişkilerini sürdürürler.

Bu bağın gücü, ilişkinin evresi ile bireylerin hangi yaş döngüsünde olduklarına bağlı olarak değişiklik gösterir. Cinsel çekicilik en çok nişanlılık döneminde önem kazanır. Evliliğin kendisi genellikle cinsel arzunun şiddetinde değişikliğe yol açar; bu değişimin yönü evliliği özgürlüğü azaltan mı ya da çoğaltan bir şey olarak mı algılandığına bağlıdır. Çocukların doğumu ve bakımı çiftin cinsel yaşamında bir azalmaya yol açar, yuvanın çocuklardan boşalması ise çiftin cinsel hayatında bir rönesans yaşatabilir. Eğer cinsel arzu hastalıklar, cinsel etkinlikler gibi nedenlerden olumsuz etkilenmez ise, cinselliğin formu değişse bile bu ilişki yaşlılığa kadar sürebilir. Bazı çiftler birbirlerine yıllarca tutku duyabilirler. Doğal olarak tutkunun önemi ve duygular kadın ve erkek için değişiklik yaratır.

Cinselliğin çiftin üyeleri için önemi ispat gerektirmez. Oysa bazı kültürlerde çocuk üretmek için eşle yaşanan cinsel keyif ikincil bir önem taşır. Arzu ile cinsel davranışı ayrı ayrı ele almakta yarar bulunur. Arzu çok çabuk parlayan bir “kimya” olarak görülür. Bireyler pek çok yönden uygun görülse de bir eşe karşı arzu duymaya kendileri zorlayamazlar; aynı şekilde kendilerine hiç uygun olmayan bir kişiye duydukları arzudan da kurtulamazlar. 

Bir çiftin cinsel yaşamı güvenin sarsılması veya yaşamda kendine saygıya yol açacak bir başarı gibi cinsellik dışı olaylardan fazlasıyla etkilenebilir. Sıklıkla cinsel içerikli olarak görülen bir problem ilişkideki yetersizlikler, ilk girişimi kimin yapacağı sorunu, beğenilmeme endişesi veya hamile kalma korkusu gibi başka meseleleri içerebilir. Bütün bunlar terapi sırasında halledilebilir. Öte yanda cinsel arzunun temel kimyasını değiştirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.

Bir çiftin cinsel bağlarını değerlendirmelerine yardımcı olabilecek sorular :

1. Eşinizi arzuluyor musunuz? Birbirinize duyduğunuz arzunun hikâyesi nedir?
2. Cinsel ilişkiye girmeye nasıl karar verirsiniz? İlk girişimi kim başlatır? Bu her zaman böyle midir?
3. Cinsel ilişkilerinizin genel seyri nasıldır?
4. Cinsel ilişkilerinizden hoşlanıyor musunuz? Orgazm oluyor musunuz?
5. Eşiniz sizin için tatmin edici mi? Size istediğiniz tepkileri veriyor mu?
6. Cinsel ilişkilerinizde ne gibi değişiklikler yaşadınız?
7. Cinsel ilişkileriniz nasıl gelişebilir?

Karar/ Kendini Adama Bağı

Evlilikten çıkış, bu boşanma çağında bile zordur ve bu karar genellikle uzun uzun düşündükten sonra alınır. Geçmişte ve günümüzde pek çok kültürde, kiminle evlenileceğine ebeveynler ve evlilik çöpçatanları karar verirdi. Günümüzde, romantik aşka değer veren kültürlerde bile insanlar öylesine aşık olup, evlenip, sonsuza kadar mutlu olmazlar. Bizler tartışmacıyız. Biriyle çıkmak ilişki kurmak veya evlenmek isteyen kişiler nasıl biri ile ilişkiye girdiklerini değerlendirmek istiyorlar. Bu değerlendirme daha başlangıçta yapılıyor ve ilişki boyunca sürüyor. Kişiler aynı zamanda kendilerini ve evliliğe hazır olup olmadıklarını ve eşleri ile nasıl bir evlilik yürütmek istediklerini de değerlendiriyorlar. Şüphesiz evliliğe uygunluk kriterleri evlenme -ebeveyn evini terk etme ve çocuk sahibi olma- isteğinin şiddetinden etkilenmektedir.  Bulgular göstermektedir ki hem kadınlar hem de erkekler evlenme kararında “denge teorisi” olarak adlandırılan bir şeyi kullanmaktadırlar. Neler verebileceklerini, neler alıyor olduklarını değerlendirirler ve bu alış verişin eşit bir dengede olmasını isterler. 
Evlilik problemlerin çözümü, birbirine bakım, yoldaşlık ve cinsel partner olma konusunda uzun süreli bir karşılıklı adamayı gerektirir. Gencin evlendiği eş orta yaşta veya yaşlılıkta aynı kişi değildir, aynı şekilde kişinin kendisi de aynı kalmaz. Her biri değişir ve bir diğerini değiştirir. Kişinin içinde yaşadığı kültür de değişir.

Eşler birbirinin bağlılık yeteneğini sınar. Arkadaşlarına, dinine, mesleğine ve kendi ailesine yaşam boyu bağlı olan eşlerin evliliğinin geleceğini, sık sık yer değiştiren, eski arkadaşlarını terk eden, değişik dinleri deneyen, hayatında tutarlı amaçları olmayan kişilerin evliliğine göre daha farklı değerlendiririz.

Karar/Kendini adama bağı daha fazla kendini değerlendirme gerektirir, bu nedenle daha önceki dört bağdan daha bilişseldir. Evlenme kararı kişinin yaşamında verdiği en önemli ve en zor kararlardan biridir. Kişinin kendini ve düşüncelerini bilmesini gerektirir.
Kişi nasıl biri ile evleniyor oyduğunu ve bu kişinin yıllar sonra nasıl biri olacağını kendine sormalıdır. Bu kişi güvenilir biri midir, gelecekte nasıl biri olacaktır? Bu kişi beni ve çocuklarımızı –hastalıkta ve sağlıkta-umursayacak mı? Eğer maddi durumumuzda değişiklikler olursa bu kişi gene benimle olacak mı? Ben “65”yaşıma gelip artık çekici olmadığımda beni hala sevecek mi? Bunu yapmayı istiyor mu? Bu soruları cevaplamak yaş, eğitim, din ve etnik farklılıklar olduğunda – kişinin ayrıca yapması gereken uyumu da değerlendirmesini içerdiği için- daha da zorlaşır.

Evlilik bağlılığına karar verdiklerinde çiftler genellikle evlilikte kararların nasıl verileceği konusunda üstü kapalı bir şekilde bir anlaşmaya varırlar. Yakın zamanlara kadar kadınlar “ sevgi, saygı ve uyma” konusunda söz verirlerdi. Bu açıkça kararları verecek olan kişinin erkek olacağını ima eder. Böylesi bir anlaşmanın eşit olmadığı çok açıktır ve bu dengeyi yeni düzene sokmak için çok şey yapılmıştır. Bilindiği gibi, hala pek çok karar adetlere dayalı rol tanımlarına göre alınır ve çiftlerin kararları kendi yetenekleri ve ilgilerine göre nasıl alacaklarını öğrenmeleri gerekir.

Her evlilik bireylerinin geçmişte karşı karşıya kaldıkları eşitsizliklerle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundadır. Eğer eşlerden biri kendi ailelerinde diğerine göre daha avantajlı şartlarda yetişti ise diğerini “kurtarma” sözü de faktörlerden biridir. Her ne kadar geçmiş adaletsizliklerin etkisi bugünün geçmiş olarak algılanması gibi bir kapsam karışıklığı yaratsa da, geçmişteki adaletsizlikleri şimdi değiştirme ihtiyacı pek çok insana anlamlı ve haklı gelir.

Yaşam boyunca, eşitlik dengesi, yani kimin evlilik için daha fazla şey yaptığı hiçbir zaman aynı düzeyde olmayacaktır, ama pek çok çift, her iki eşin gayretlerinin de uzun vadede birbirine eşitlenmesi için uğraşacaklarını varsayarlar. Katkılarının bir gün fark edileceğini ve eşlerinin de aynı oranda katkıda bulunmak için uğraşacağını ümit ederler ve beklerler.

Çiftlerin karar verme/kendini adama bağını değerlendirmeye yardımcı olabilecek sorular:

1. Eşinin hakkında bildiğin hangi özellikler onunla evlenme kararı almana neden oldu?
2. Onun nasıl bir eş olacağını bekliyordun? Beklediğinden nasıl farklılıklar gösterdi?
3. Nasıl bir yaşama sahip olmayı bekliyordun? Yaşantın beklediğinden nasıl farklı?
4. Eşinin sana adil davrandığını düşünüyor musun?
5. Bununla ilgili geçmişte ne kadar tartışma yaşadınız? Şimdi?
6. Kendini evliliğe ne kadar adamış buluyorsun? Bu bağlılığın değişti mi? Ne kadar ve ne zaman?
7. Bu değişimi kendine nasıl açıklıyorsun? Eşine nasıl açıklıyorsun?


Aile ve Sosyal İlişkiler Bağı

Bu son bağ diğerlerinden farklıdır. Birincisi çiftin ötesine geçer ve çocukları, geniş aileleri, arkadaşları, komşuları ve akrabaları, dini ve ülkeyi kapsar. İkincisi bu bağın diğer bağların bir türevi mi, yani bağlılık, arkadaşlık, karar/kendini adama gibi bağların bir birleşimi mi yoksa kendi başına bağımsız bir bağ mı olduğu açık değildir. Her halükarda çiftler çocuklarına, arkadaşlarına, geniş ailelerine veya daha geniş sosyal ilişkiler ağlarına çok güçlü sevgi, adanmışlık ve sadakat ile bağlıdırlar. Bu sadakat çiftleri ya birbirine daha fazla yaklaştırır ya da ayırır. Kur yapma devresinde bu bağ diğerlerine göre daha az göze çarpar; evlilik törenlerini planlarken bu bağların her iki tarafın aileleri için de ne kadar derin olduğu ortaya çıkar.

Sosyal ilişki ağı bağının gelişimsel habercisinin ne olduğunu tarif etmek güçtür. Her ne kadar herkes bir aile, komşular, din, etnik grup gibi daha geniş sosyal bir ağın işinde doğmuş olsa da bu gruplarla bağın ne zaman ve nasıl kurulduğu açık değildir. İnsanlar olgunlaştıkça okul, iş ve çeşitli organizasyonlarla da haşir neşir olurlar. Bu ağlarla kurulan bağın kuvveti değişkendir; bazı kişiler belli gruplar içinde kendilerine kök salmaya çok istekliyken bazıları zorlanırlar. Kök salma isteğine şu cümle iyi bir örnektir, “Kendi dinimden başkası ile evlenmem.”

Bu bağın önemi kur yapma döneminde görülebilir. Bir çift ilk tanışma dönemini geçtikten sonra genellikle birbirlerini arkadaşları ile tanıştırırlar. Bu önemli bir sınamadır, çünkü insanlar ortak ilgileri, inançları ve yeterlilikleri nedeni ile dost olurlar. Bir kişinin arkadaşlarının o kişinin sevgilisini kabul etmesi önemli bir olum lamadır; çünkü kişi arkadaşları ile sevgilisi arasında tercih yapmak zorunda kalmaz. Bu sınama daha sonra sevgilinin aile ile tanıştırılması ile sürdürülür.
Çiftin sosyal ilişkiler ağı birleşip geliştikçe bu bağda güç kazanır. Ama bu ağ engelleyici de olabilir. Çiftin geniş aileleri içindeki anlaşmazlıklar evlilik içinde strese yol açabilir. Eşlerin bu anlaşmazlıklarda arabulucu olmaları hatta yan tutmaları istenebilir. Eğer biri eşinden ayrılır veya eşini kaybederse genellikle paylaşılan sosyal destek sisteminin önemli bir bölümünü de kaybeder. Boşanmanın en önemli stres kaynaklarından biri boşanma nedeni ile sevdiğiniz ve güvendiğiniz diğer kişileri de kaybetme ihtimalidir. Çocuklar hala beni sevip, sayıp, ziyaretime gelecek mi? Komşular taraf tutacak mı? Aynı mekan ve ortamlara gitmeye devam edebilir miyim?

Çiftlerin sosyal bağı hakkında bilgi edinmede yararlı olabilecek sorular:

1. Sizin için önemli olan diğer kişiler- çocuklar, aile üyeleri, arkadaşlar, meslektaşlar- kimlerdir? Bazı dini kurumlar, kulüpler sizin için önemli midir?
2. Çocuklarınızla olan ilişkinizde her biriniz onlarla nasıl ilişkiler içindesiniz? Eşinizi bir anne/ baba olarak nasıl buluyorsunuz?
3. Ayrı ayrı arkadaşlıklar mı kurarsınız, yoksa ortak arkadaşlarınız var mı?
4. Kime güvenip dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz? Birey olarak? Çift olarak?
5. Birbirinizin ailelerince ve arkadaşlarınca kolay bir şekilde kabul edilmiş miydiniz?
6. Birbirinizin ailesi ve arkadaşları ile şimdi ki ilişkileriniz nasıl?


HENRY GRUNEBAUM un “Bir Çift, Dört Gerçek” kitabı kaynak olarak kullanılmıştır.. 
Editörler: Chasm, R. R. Grunebaum, H. Herzig, M. London,1990

Psikolog Hasan Ali GöncüPsikolog Hasan Ali Göncü

Yorumlar

Kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olun.